Soğuk ve yağmurlu bir gece... Saat yarımı geçmiş... Bizim oğlan çoktan uyumuş ve bende henüz yatmıştım... Günün yorgunluğunun üzerine gözlerimi kapattığım anda rüyalar alemine dalacağımı düşlerken, bir anda
kapının acıklı bir şekilde çalışıyla yerimden sıçradım. O gece annemde bizdeydi.(Çünkü ağır bir bronşit geçirmiştim ve dinlen demişti doktorum...) Annem ve eşim daha uyanıklardı.. Bir anda hepimiz kapıya yöneldik ve eşim o şaşkınlıkla otomatiğe bastı "kim o" demeden. Sonra kapının gözetleme deliğinden baktı ve bu sefer;
- Kim o? dedi.
Korkmuş, doğu şiveli ve ağlamaklı bir kadın sesi:
- Ağabey komşunuzum, açın lütfen kapıyı !
Bir süre tereddüt ettik, sonra eşim kapıyı açtı. Tereddüt ediyor insan haliyle, çünkü apartman ışığını bile yakmadan yukarı çıkan bir kişi var kapıda... Gecenin köründe nedir ne değildir emin olamıyorsun... Ama ses zorda kalmışlığı yansıtıyorsa dayanamıyorsun kapıyı açıyorsun. Ve içeriye giren kadının fal taşı gibi açılmış gözlerinde ki o korkuyu, çaresizliği; en kötüsü de yapayalnızlığını gördüğün vakitte elin ayağına dolanıyor :( Neden korkmuş, kaçmış? O anlatmadan, sen anlıyorsun aslında olanı biteni... Gözleri sözlerinden önce, alelacele anlatıveriyor her şeyi! Üzerinde pijamalarıyla sokaklara düşmüş... Ve tanımadığı bir eve, kocasından daha güvenilir olabileceğini düşündüğü tanımadığı insanların olduğu herhangi bir eve girmeyi göze almış! O kadar çaresiz ki; "Öyle de öleceğim böyle de, en azından kocam bildiğim biri olmasın bana zarar veren... Olmasın ki çocuklarımın gözünden babaları düşüp gitmesin benden sonra" diye düşünüyor belki... Canını değil çocuklarını düşünen zavallı bir ana yüreği... Yıllarca çocuklarının gözü önünde erkeğinden dayak yemek yeterince gururunu incitmiş, yüreğini acıtmış bir ana...